Bu Blogda Ara

5 Ocak 2014 Pazar

Geç kalmış dilekler



   Yeni yıl coşkusu uyanırken içimde tarih aralık ayını gösteriyordu. Yine yeni zorlu bir staja daha başlıyorduk. Biraz olsun uzaklaştım olan bitenden, ne kadar olabilirse. Nihayet bitebildi; geçtim diyebilmenin güzelliğiyle. Sonra bir başkası başladı, hafiflemiştim, derken yine sınav vakti geldi çattı günlerden 31 Aralık'tı. Nöbet arası kısacık görüşebileceğimiz sevdiğimi bulmuşken dışarıda güzel müzik eşliğinde bir yemek yiyelim dedik. Meğer bir düğün yerine gitmişiz bilmeden, fiyasko! Birbirimize sesimizi duyurmaya çalışırken girmişiz yeni yıla, tüm yorgunluklarımızı atamadan ama Leyla Leyla  :) .

   Hal böyle olunca dileklerimi bir bir yazmak bugüne kaldı. Tutup da kuş kondurmayacağım elbet ama yazarsam daha bir gerçek olacak sanki kafamdakiler yoksa uçup gidecekler...

   Her şeyin başı sağlıkla,
   Evimdeki huzurun eksik olmadığı,
   Güzel anlarımıza nazarların değmediği :)
   Umutlarımı yitirmediğim,
   Hayallerimin yıkılmadığı,
   Bol kitaplı, filmli, konserli, gezmeli,
   Kendime yakışan uzmanlığa karar verebildiğim,
   Bol sürprizli,
   Üzerimdeki ataletten çabucak sıyrılabildiğim,
   Sevdiğimin nöbet listesinin bana da uyabildiği,
   Yazmaya daha çok vakit ayırabildiğim,
   Mesleki beceri,deneyim ve başarılarımın arttığı bir yıl olsun. Ayrıca ülkemde olan bitenleri görüp de uyanmayan insan kalmasın, güzel günler görmemiz için çok geç olmasın!
 

4 Ocak 2014 Cumartesi

Aşk ve sanat

   


   Belgradlı Marina Abramovic ve Alman Uwe Laysiepen adlarında iki sevgili, 1980 yılında geliştirdikleri ortak bir projeye göre Çin Seddi’nde karşılıklı olarak yürümeye başlayacak ve tam ortada buluşup evleneceklerdi. Çin Hükümetinden izin alabilmeleri sekiz yıl sürdü. Ama bu sekiz yıl içinde ilişkilerini bitirmeye karar verdiler. Proje biraz değişti: performans sonunda evlenmeyecekler, ayrılacaklardı. İkili, doksan gün süren yaklaşık iki bin kilometrelik yürüyüşün ardından ortada buluştu ve ilişkilerini bitirdi.”  (Bilmeniz Gereken 50 Çağdaş Sanat Çalışması, TEMPO, Ocak 2011)

   Kendimi o kadar da kültür sanat takipçisi diye bilirim ama belki de yüzyıla damgasını vuran bu olaydan yeni haberdar olduğumu utanarak yazıyorum. İki sanatçı düşünün, iki sevgili aynı zamanda, birbirlerinden beslenen. Birbirinden ilginç projeleri, sergileri olan. Günün birinde ayrılık ve akabinde de yine yaratıcılıklarının konuştuğu bir kavuşma sahnesi. Beklenenin beklenmedik zamanda gelişiyle canlanan duygular...Gözyaşlarıyla izledim; neden ayrılık, neden onca yaşanandan sonra bir çırpıda silmek hala izleri tazeyken?..diye sormaktan kendimi alamadım.

Belki de hiç yaşanmadı böyle bir şey baştan sona kurguydu... İlla yaşananlardan mı etkileniyoruz yoksa bizi etkileyenleri mi sahneliyorlar bize yaşantılayarak? Ama ya hislerimiz? En azından onlar gerçek öyle değil mi... Zaten sanat değil miydi ki insanı birbirine yaklaştıran, başkalaştırıp olgunlaştıran, içinde kendimizi gördüğümüz bir dipsiz kuyu; başka söze ne gerek var...

1 Ocak 2014 Çarşamba

Dönmek üzere...



Bir uğradım, şimdi gitmek zorundayım, en kısa zamanda döneceğim buraya, şu kemiklerin işini bitireyim de :)
Yılbaşında şöyle kulaklarımızın pasını silen fasıl havası yaşayamadığımızdan olsa gerek aklıma düşeni dinleyelim bu sırada.

14 Aralık 2013 Cumartesi

Hafiflemek


   "Öğreniriz belki de bu dünyayı biz değiştiremeyiz" 

   Bunu hepimiz biliriz de bildiğimizi unuturuz çoğu zaman. Tabiki kastım, elimizden gelenin sınırlı olduğu. Oysa hep aklımızda olsa, bu bilincin hafifliği yeter bize. Ne kadar yük altında olursak olalım, yapabileceklerimizin sınırını bilince hafifleriz çünkü.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Nevbahar



   Sevdiğimin hediyesi Emel Sayın albümünde dinledim ilk kez bu şarkıyı. Sonra bu güzel şiirin Nedim'e ait olduğunu öğrendim. O zamandan beri her dinlediğimde, bahar ayının gelişiyle canlanan İstanbul gibi bir ferahlık gelir gönlüme... 

   Yeni duyduğum her şarkıdan kendime kattığım bir bilgi olsun isterim. Bu şarkıda da ilkbahar anlamında kullanılan "nevbahar" kelimesini öğrenmiş oldum.

   Seslendirenler arasında bir ayrım yapamadım, besteleyen Arif Sami Toker de çok güzel söylemiş fakat Sabite Tur Gülerman hanımefendinin sesine sanıyorum bir daha zor rastlanır o yüzden bu eşsiz sesten dinleyelim istedim :) . 

  

22 Kasım 2013 Cuma

Candancığım



   Mevsimlerden yazmış; sanırım özledim daha kış gelmeden. Üç kızız, biri flu, biri Selenimo! Biraz gerginim çünkü hiç ummadığım bir şeyden sınav olacakmışım. İstedikleri bir hint müziği, üstelik ben onun bir başka versiyonu olan Candancığımın şarkısını söylemeye hazırlanmışım sınav olacağımı bilmeden. Selenimo güzelce söyleyip kurtulurken benim içimden yaptığım provada sesim bir incelip bir kalınlaşıyor, olacak iş değil! Odada da bizi dinleyecek, gözleyecek insan A.E.D. Neyse ki kendisi kayboluyor ve bana sıra gelmeden bu rüya da burada bitiyor :) . 

   Candancığım yine çok sevdiğim şarkılarıyla dolu albümünün ilk klibini yayınlamış, rüyamın üstüne iyi denk geldi; işte burada .

20 Kasım 2013 Çarşamba

Kapalı



   Saygı görmeyi herkes ister. Ben de bekliyorum açıkçası hele ki bizi değersizleştirmeye çalışılan şu günlerde daha bir önem kazandı gözümde. Yalnız bizim taraf açısından endişeli olduğum yerler de yok değil. Bitirmeye yaklaşırken, bulunduğumuz yerin ağırlığını, sorumluluğunu fark edememiş olmak hatta belki de kendi içimizde bunlara göz yummak başta geliyor. Şimdiden etrafta bizi görenlerin öğrenci olduğumuzu bilseler bile o beyaz önlükle gözlerindeki yerimiz apayrı. Oradan düşmemek adına, sırf bunun için değil tabii, yaptığımız işin ciddiyetini bir an olsun bozmadan yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bizim için hastane yaşadığımız yer olduğundan, bir günümüz hatta bir yılımız boylu boyunca orada geçtiğinden, her anımızı orada yaşamak zorunda olsak da bir parça gizli yaşamamız gerektiğini düşünüyorum. Belki de şimdiye kadar böyle yaşaya yaşaya kapalı bir meslek grubu olduk biz! 

   sedenist'in sitemini dinlediniz...