Bu Blogda Ara

24 Nisan 2013 Çarşamba

Tutku



                               

   Hayatını yaşama biçimini anlatan bir kelime söyle deseler şu sıralar açık ara farkla "tutku" birinci olurdu. Önceleri hafiften "özenti" mi  "geçici bir heves" mi diye yokladım kendimi, sonra bir baktım benim doğam bu olmuş. Sevdiklerime, işime, yaptıklarıma sıkı sıkıya bağlı olmuşum. Yokluğunda yapılan işlere de hayıflanıp duruyorum. Çok memnunum halimden kısaca; çünkü hayatın tadının bunlar olmadan eksik kalacağı inancındayım.

   Tutkuyu en çok tamamlayanlardan biri de tangodur ya; nasıl olduysa bu videoya denk geldim bu gece. Sonra aklıma birkaç ay önce izleyip en etkili sahnesi olduğunu düşündüğüm "Shall we dance" filmi geldi.

                                 

   Bu filmi izlerken de Aşk-ı Memnu'daki Bihter ve Behlül'ün beraber dans ettikleri şu sahne geldi :) . Her zamanki gibi çağrışım çağrışımı çağırdı anlayacağınız...( bu son dans müziği diğerlerinden farklı ama sanki aynı duyguları yaşatıyormuşçasına bir gelmişti bana ) 

                                 

   Ve kendime "Ne olursa olsun vazgeçme" demek isterim...

2 Nisan 2013 Salı

Ah bitmeyen iştahım




Yine bir sınav yaklaştığından olsa gerek yeni yeni hobiler edinmeyi aklıma yazdım. Yaklaşık beş yıldır böyleyim ama edindiğim hobi sayısı "0", nasıl oluyor derseniz; sanırım evrimleşirken maymunlardan aldığım "iştah" yüzünden!

25 Mart 2013 Pazartesi

Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter


   Bazı genç kızların, aldatılmış orta yaş kadınlar hakkında "... olursa aldatılır tabi" dediklerine şahit oluyorum. Bu güvenin kaynağı nedir, merak ediyorum. "Güvenme gençliğine, keser döner sap döner gün gelir hesap döner" temalı özdeyişlerden sıralayasım geliyor yüzlerine. Ayrıca haklı buluyorlar ya bir de akıllarınca, altında "Aldatılmanın, gerektiğinde her kadının başına gelmesi müstehak bir eylem" imajının yattığını düşünmeden bu söylemin. Yazık!..

24 Mart 2013 Pazar

Kürşat Başar'la



   Pazar sabahına en yakışan müzik türü cazdır bana göre, bir de cuma gecesine. Pek hoş cuma gecesine her şey yakışır zaten, bir de çarçabuk geçmese :)

   Küçükken, aynı kişiden dinlemeye alıştığım şarkıları başka bir sesten duymaya asla tahammül edemez, gerekirse tv'yi kapatırdım. Şimdiyse daha esneğim; birkaç eserde belki de "olamamış"larda uyguluyorum bunu sadece.

   Bu üçlü Tıp Bayramı sebebiyle geçen hafta buradaydı ve beklediğimizden de güzel bir  müzik ziyafeti verdi bize. Bir daha sağda solda görürsem konser programlarını, tekrar tekrar gitmekten keyif alacağımı hiç teredütsüz söylerim.

   Burçin Büke: Piyanist, uluslararası düzeyde ülkeyi temsiz eden harika çocuklardanmış.
   Ayşen Şimşekyay: Vokalist, eskiden "Ayşen" olarak bildiğimiz, artık kaybolduğunu sandığımız güzel ses.
   Kürşat Başar: Yazar, programcı, müzisyen...Özlediğim yemek sofralarındaki eğlenceli sohbetini minimalize ederek yine yaptı diyebilirim.

   Kısaca, her dakikasından keyif aldığım bu grubun olduğu etkinliklere rastlarsanız gitmenizi öneririm.

21 Mart 2013 Perşembe

Ruhumda neşe,hayale daldım



   Sene başından beri beklediğim "İncesaz" konseri geldi de geçti bile. Artık konserlerde bilmediğim ya da daha önceden sözlerine çok da dikkat etmediğim şarkıları kafama yazıyorum. Sonra keyfini çıkara çıkara dinliyor, dağarcığıma katmış oluyorum; kendime böyle bir görev edindim son zamanlarda :) .
   Önceden edindiğim bilgiler doğrultusunda zarif solisti Dilek Türkan'ın gerçekten de çok nazik olduğunu, görüp onaylamış oldum. Elbette onların işi bu, fakat dinleyenleri misafirleri gibi algılaması ve tatlı bir iletişim kurmayı başarmış olmasıyla biraz daha yer kazandı kalbimde. Böyle de duygusal bağ kurarım işte.
   Başımıza daha neler gelecek diye aklımızı kaçırırken bari ruhumuz neşe dolsun...Her şeyi bir kenara bırakıp bu şarkıyla hayale dalmak lazım...

14 Mart 2013 Perşembe

Bugün Bayram



   Hafta başından beri ısınan havayla birlikte, dışarı çıkmak, yürümek daha da keyif verir bir hale büründü. Orhan Veli misali; beni bu güzel havalar mahvetti. Böyle havalarda hayal kurmadan duramam ben. Deli deli gülerim sokaklarda kendi kendime düşünürken. 14 Mart da bu yıl böyle bir güne denk gelmiş, kime ne... Nasılsa deliye her gün bayram, nasılsa yaptığımız iş deli işi!

11 Mart 2013 Pazartesi

Kitap oku(ya)mama zamanı



   Sonunda Kara Kitap'a başladım. Şu sınav bir geçsin, oh geçti azıcık gezeyim, aman zaman nasıl da geçmiş, yine sınav yaklaşmış derken, bu arada rüyalarımı, başrolde bu gördüğünüz, Orhan Pamuk'un kitap kapakları süslerken... Başladım da ne oldu peki? Galip'in Rüya'yı gördüğü o ilk anı anlatırken bende beklenen romantizm yönelmeleri yok, onun yerine ne mi var: Yazar ikisinin birlikte kabakulak olduğunu anlatadursun..."kabakulak aşısı var artık tabi,kaçıncı aylardaydı...neyse.Vah vah çok ağrır yavrum kıvamam, yanakları da davul gibi olmuştur şimdi" geçer benim zihnimden. Sonra artık pediatri stajının geride kaldığını, bakmam gereken enva-i çeşit ağrıların, dolaşmam gereken servis, yatıya kalmam gereken nöbetlerin olduğunu farkederim. Vee kaçınılmaz son hala aynı yerdeyim; yirminci sayfada :) .