Gün geçmiyor ki rahat bir nefes alalım güzel ülkemizde. İhmal, cinayet, adam kayırma, sebepsiz ölümlerden kahrolurken ne tam anlamıyla yaşayabiliyoruz ne de keyif kalıyor bizde giden Can olunca...
Bu Blogda Ara
26 Mayıs 2014 Pazartesi
13 Nisan 2014 Pazar
İmza:Ben çıktı!
Bu güzel üçlemenin bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyduğum serinin son kitabı çıktı, hatta ilk baskısı tükendi. 21 Nisan'daki İzmir Lansmanı'nda, olmazsa 22 Nisan TÜYAP İzmir Kitap Fuarı Destek Yayınları standında buluşmak üzere :)
KOLEKTİF KADIN MEKTUPLARI SERİSİ NOKTAYI KOYUYOR:
“İMZA: BEN”
Kadınlara son bir söz söyleme fırsatı
sunulursa…
Babalara yazılan
mektuplardan oluşan “İmza: Kızın”la başlayan serüven, geçen sene bu zamanlar
kocalara, eski eşlere, hayali prenslere yazılan mektuplardan oluşan “İmza:
Karın” ile devam etmişti. Seri, kadınların “İmza Ben” diyerek imzaladıkları ve
“son bir söz” söylemek istedikleri kişilere yazdıkları mektuplarla sona eriyor.
Canan Tan, Cemre Birand, Çiçek Dilligil, Derya Baykal, Ece Vahapoğlu, Esra
Harmanda, Nazlıcan Özkan, Sevinç Erbulak, Şafak Pavey, Yonca Tokbaş gibi 154 kadının geçmişleriyle,
gelecekleriyle, kendileriyle, sevdikleriyle, sevmedikleriyle hesaplaştıkları
mektupların bir araya gelmesiyle ortaya
çıkan “İmza: Ben”, kitapseverler ile
buluşuyor.
Kitapta mektuplarına yer verilen
kadınlar, serinin ilk kitabı “İmza: Kızın” derken hayatlarındaki
ilk erkek olan babalarına mektuplar yazmışlardı. Yanlarında olan, olmayan veya
bir kez dahi göremedikleri babalarına. Kimi teşekkür etti, kimi kırgınca “Sana
ihtiyacım vardı. Neredeydin?”dedi. Kimi erkenden göçüp gidenlerin arkasından gözyaşı
dökerken, bir baba gölgesi bile hissetmeyenler “Kulağıma küpe olacak bir
sözünüz bile gelmiyor” diye hesap sordu.
Sonra kız çocukları büyüdü, hayatın
içinde kadın olarak durmayı öğrendi. Bu sefer “İmza: Karın”’da sözümüz
“o adama”ydı. “Ruh eşim” deyip aşkla dolu olandan “Mezarına gelip bu mektubu
okuyacağım” deyip nefretini kusana kadar geniş bir yelpazede mektuplar yazıldı.
154 kadın, noktayı İmza:
Ben diye imzalayarak koyuyorlar. Kime, ne diyecekleri varsa onu
diyerek. İmza : Ben’de sevgi bulacaksınız. İmza : Ben’de öfke bulacaksınız.
İmza: Ben’de şükür, azim, korku bulacaksınız. İmza: Ben’de hayatın ta kendisini
bulacaksınız.
Yazarlarının en saklı hayallerini
okuyacağınız kitabın geliri, serinin diğer iki kitabı gibi yine çok güzel bir
amaca hizmet için ayrılıyor. “İmza:
Ben” kitabının telif geliri, görmeyenlerin dünyasında da minik de olsa
bir ışık yakabilmek hedefiyle, bu yıl 10. Yılını kutlayan Türkiye Görme
Özürlüler Kitaplığı’na (TÜRGÖK) bağışlanıyor. Kitabın ayrıca sesli kitap
versiyonu da görme engelliler için TÜRGÖK tarafından oluşturuldu.
Yaşama bir kez daha kadın gözünden bakmak,
yüreğinden geçenleri anlamak isterseniz “İmza: Ben” size eşsiz bir fırsat
sunuyor.
TÜRGÖK HAKKINDA
Görme
özürlülerin eğitimleri ile kültürel gelişimlerine ücretsiz hizmet eden,
Türkiye’nin ilk ve tek görme özürlüler kitaplığı TÜRGÖK( Türkiye Görme
Özürlüler Kitaplığı); yurdumuzda yaşayan görme özürlüler ile yurt dışında
yaşayıp da Türkçe bilen görme özürlülerin, yazılı kaynaklara erişimini sağlamak
üzere 2004 yılında İzmir’de faaliyete geçmiştir. Görmeyen kişilerin Türkçe
okuryazarlık oranını arttırmak, eğitim ve kültürlerine katkıda bulabilmek ve bu
amaçla yaşam kalitelerini yükseltmek amacıyla Av. Gültekin Yazgan tarafından
kurulan TÜRGÖK, 5000’i aşkın görmeyen üyeye hizmet vermektedir. Kitaplık
hizmeti alan görmeyenler bu vasıta ile kendi kitaplıklarını da
oluşturmaktadır.
Üyelerine sesli ve kabartma (Braille) baskılı roman, ders
kitabı, ÖSS, KPSS, SBS, açıköğretim (lise, ilköğretim) soru bankaları ve
sınav testleri hazırlamaktadır. Ayrıca aylık yayın organları olan;
ilköğretim 1. kademe öğrencileri için “Yavru Balarısı” (Braille
Kabartma)dergisi 2. kademe öğrencileri için “Balarısı” (Braille Kabartma)
dergisi, lise öğrencileri ve yetişkinler için de sesli MP3 formatında “Arkadaş”
dergisi hazırlanarak ücretsiz olarak kargo ile adreslerine gönderilmektedir.
Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı, Türkiye’nin her yerine,
ayrıca İngiltere, Hollanda, Kıbrıs, Amerika,Almanya’ya ücretsiz ve geri iadesiz
hizmet vermektedir.
Tüm bu hizmetler, sayıları 500’ü aşan gönüllü destekçi ve bizlere kuruluşundan itibaren destek olan sponsorlar sayesinde üretilmektedir. www.turgok.org
Tüm bu hizmetler, sayıları 500’ü aşan gönüllü destekçi ve bizlere kuruluşundan itibaren destek olan sponsorlar sayesinde üretilmektedir. www.turgok.org
Etiketler:
banu özkan tozluyurt,
imza ben,
imza karın,
imza kızın,
kadın,
kitap,
kitap yazmak,
türgök
11 Nisan 2014 Cuma
Tercih meselesi
Raftan beğenip de satın aldığımız ayakkabı kadar emin miyiz ki seçimlerimizin istediğimiz gibi çıkacağından?..
10 Nisan 2014 Perşembe
Ol-mak ya da ol-ma-mak
Ara ara aklıma eser merak ettiğim oyunların şehrime gelip gelmeyeceğinin durumunu sorgularım. Yaklaşık altı yıldır görmeyi beklediğim oyunlardan başı çekiyordu Hamlet, tarihi de uygun olunca şansıma bilet bulabildim. Oynanacağı yerin Konak'taki Sakıp Sabancı Kültür Merkezi olduğunu görünce sevinmeme rağmen, oyun hakkında neredeyse tek eleştirimin bu konuda olacağını bilmiyordum. Salon basık, havalandırma yetersiz ve akustiği kötü bulacağımı hiç düşünmemiştim; demek ki diğer organizasyonları genellikle AKM'de izlememin geçerli bir sebebi varmış.
Modern bir Hamlet yorumuydu bu. Daha anlaşılır, sade, günlük dilden esintiler, yer yer göndermeler içeren heyecanınsa eksilmediği bir oyun. Klasik tiyatrolarda izlediğimiz öğeler olmayınca "oyun" olarak adlandırmak daha uygun geliyor bana. Oyunculuklarsa beklentimin üzerindeydi hakikaten kısa sürede ünlenmelerine şaşırmamak gerek; başrol oyuncusundan yan rollerine kadar. Başrol Onur Ünsal'ın rahatlığını, sahneye hakimiyetini, kendine güvenini ayrıca sevdim. Böylece alttaki fotoğraftan doğduğunu düşündüğüm Hamlet merakım her ne kadar bu sahne yaşanmasa da dün gece giderilmiş oldu. Keşke bu oyunu Türkiye'de ilk sahneleyen değerli sanatçı Cüneyt Gökçer'den de izleyebilseydim, onu da rahmetle anıyorum bu vesileyle.
6 Nisan 2014 Pazar
İşte O an
Can Dündar'ın belgeselciliğini severim. Ne de olsa Sarı Zeybek'le büyüdük biz. Şimdi o günlere bakınca pek anlamadığımızı düşünsem de Ata'ya olan saygı ve sevgimizin artmasına katkısı yok sayılamaz. Tamamını yine youtube'tan bulabileceğiniz Yüzyılın Aşkları belgeselinin Melih Kibar-Çiğdem Talu bölümündeki İçimdeki Fırtına şarkısının hikayesine denk geldiğim andan beri birileriyle paylaşma arzusuyla dolup taşıyorum adeta: M.K uzak diyarlara bir yolculuk yapar o an çıkan fırtınayla belki de hayatı tehlikeye girecektir. O sırada bestesini yapar, Ç.T'ya gönderir. O da bestenin üzerine bilmeden sözleri yazıp M.K'a geri yollar...
Yıllar sonra da teknoloji denen meretle uğraşırken insanoğlu böyle şaheserlerin nasıl yaratıldığına tanıklık eder işte!
12 Mart 2014 Çarşamba
#berkinelvanölümsüzdür
Ne desem boş, ne söylesem çok da bir anlamı yok, biliyorum. Çünkü hiçbir şey olanı değiştirmeyecek, hiçbir çırpınma o çocuğu geri getirmeyecek. Bizim yüzyıllık atasözlerimiz der ki "Evlat acısı gibi koydu", yani bundan daha büyük bir acı yok. Oysa siz, her şeyin en iyisini bilen, bunu da bilseydiniz ya, bilseydiniz de bugünleri görmeseydik...
7 Mart 2014 Cuma
Bir şair bir yalnızlık bir ölüm
Uyarıyorum; fena halde hüzün, gözyaşı içerir!
Gece mece demeden dinlemeye kalkışırsan olacağı bu işte. Daha önce alıştığım Timur Selçuk yorumundan değil bestecisi Münir Nurettin'den dinlemek istedim. Üstüne sözleri Ümit Yaşar Oğuzcan'a ait şiirin hikayesiyle ilgili varsayımları da okuyunca al sana katmerli gözyaşı...
Efsaneleri severiz, daha doğrusu acıya taparız milletçe. Gitgide doğu toplumlarının bu özelliğini aldığımızı, topraklarımızda yaşanıp içimizde var olanı yadsıyamayacağımızı onaylar oldum, şimdi yazacaklarımın olasılığını kabul etmeye daha bir meyilli olduğumuz için:
Rivayet odur ki Ümit Yaşar karamsar bir şairimizdir, hayatla bir takım alıp veremedikleri olsa gerek yirmi üç kez intihara teşebbüs ettiği söylenir. Bunlardan etkilenen oğlu da gidip Galata kulesinden kendini atar ve avucunda "intihar öyle edilmez, böyle edilir yazılı" son sözlerini bulurlar. Bu zamandan sonra daha da yıpranır ve yazdığı şiirler de bu acıyı taşır bkz. Galata kulesi .
denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın..''
Kimilerine göre oğluna kimilerine göre yine melankolik ruh haliyle yazdığı bu sözler her ne sebeple olursa olsun çok ama çok güzel; eşi benzeri olamayacak kadar, her dinleyişte yalnızlığın acısını duyacak kadar. Bazıları liseli, ergenlere hitap eden şair diye yaftalasa da onu, bu sözleri yazabilmesiyle bile gerçek bir şairdir benim gözümde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


