Bu Blogda Ara

16 Eylül 2013 Pazartesi

İlişkinin manyetiği



   Haber eski, farkındalığım yeni...
Sen git o kadar kalıtımın kurallarını öğren, sonra yeniden yazılsın; işte bilim böyle bir şey dedirtiyor insana.
Çocuk iki kişinin (anne-baba) ortak paydası olmaktan çıkıp annenin uzantısı mı oluyor yani bu durumda?   

Bununla birlikte, birkaç yıl önce yapılan başka bir araştırma geldi aklıma: "Beraber yaşayan çiftler bir süre sonra birbirine benziyormuş". Yalnızca sevgili gelmesin aklınıza; köpeğiniz de olabilir yakın arkadaşınız da. Huyların benzemesi tahmin edilir olsa da yüzlerin, mimiklerin benzemesi oldukça şaşırtıcı ve inanması güç bir iddiaydı. Ne var ki bunu duyduğumdan beri kendim de dahil etraftaki çiftlere bir de bu gözle bakınca yıllar içindeki değişime ben de şahit olmaktayım.

Meraklısına: Araştırmayla ilgili bilgiyi Geo dergisi 2010 sonbahar sayılarından birinde "Aşk" dosya konusundan edinmiştim :)

15 Eylül 2013 Pazar

Dünyanın gerçeği



"İşte sevgili, bir tek sevgili nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini"

Hakikaten bilemiyorum nasıl değiştirdi gerçekliğimi?!



27 Ağustos 2013 Salı

Bir bitemediniz!




Ekşisözlükte dolanırken gözüme çarpan, sadece bugün 37 tanım yazılan "doktor maaşı" bölümünde okuduklarımdan yalnızca biri bu. Kabul; sözlüğü sık kullanıyor ve her yazılanın doğru olmadığını, çoğunun geyik çevirmek, gülüp eğlenmek amacıyla yazıldığını biliyor, bazılarının özellikle atmasyonla yazıldığını da düşünüyorum. Fakat bu sayfalarda gezindikçe işin özünden uzaklaşılması, insanları yanlış yönlendirme, son günlerde artan hekim düşmanlığını körüklemeden başka bir işe yaramaması son derece canımı sıkmakta. Farkındayım ve şükür ki az da olsa birtakım insan da bu düşmanlığın bilinçle yaratıldığının farkında. Kimin eline ne geçecekse bu düşmanlıkla...Ya da bir eli yağda bir eli balda yaşıyormuş gibi gösterilen hekimleri hedef gösterince, aslında pek azı böyle olduğu halde ki hepsi böyle olsa kaç yazar işini doğru dürüst yaptıktan sonra diyeceğine, gerçek olduğu düşünülen o rakamları alsa ne olur, sana bana yaramaz mı? O hep görmek istediğin her dakika güleryüzlü hekim idealine daha da yaklaşmaz mıyız (tabiki hayat kalitesi artsa da hekim de bir insan olduğundan bu düşünce bir idealdir bana göre)? Bugün hedefteki hekim, yarın bir başka meslek grubu... Aslolan çok kazananı yargılamak mı bağcıyı dövmek mi? 

Sen o kadar oku, uğraş, didin; hizmet verdiğin insanlar 5 dk. empati kuracağına arkandan bunu desin. Öyle canımı acıtıyor ki... İnsan ekmek yediği kaba pisler mi?

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Boş laf işte!


  


   Önceleri büyük söylerdim (sanki şimdi söylemiyormuşum gibi) ; "kitap okumaktan asla vazgeçmem" diye. Buralara gelmeden, hekim adaylarının olduğu platformlardan birinde fink atarken, son okuduğunuz kitap, başlığına yazılan "textbook" cevaplarına alay etme, abartılma, inek öğrenci potansiyeli muamelesi yapardım ta ki bu derde (dert dediysek, dışı seni içi beni yakar misali) düşmeden önce...

   Sonunda uzun uğraşlar sonucu ben de hekim adayı oldum. Şimdi adının ne olarak değiştiğini öğrenmek istemediğim ÖSS'ye 3 kez girdim. Tüm bunları yaşarken bile vazgeçmemiştim ki istediğim yerdeyken nasıl vazgeçebilirdim? Gel gör ki kazın ayağı öyle değildi ya da bekara karı boşamak kolaydı! 1. sınıftan 4. sınıfa kadar sanki azalarak bitti bendeki kitap okuyabilme becerisi. Her geçen yıl geçmişte kalan boş vakitlerime yanarken vicdan azaplarıma da hep yenileri eklendi; kurullar finalleri, stajlar sözlüleri kovalarken...

   Anladım ki; öğrenciyken bile (!) böyleysem, mezunken hele asistanken vay halime...

28 Temmuz 2013 Pazar

Temmuzda

  

   Hayat yaşamak için kısayken bir ay da yazmak için çok kısaymış. Bunu daha da hissettiğim günler geçirdim. Ama yine de en sona kubbede hoş bir seda kalırmış ya. O yüzden yazmayı bırakmamak gerek; unutulmasın diye. En sen kokan hatıraların bile gün gelip yok olmasın diye...

   Son günlerde bolca düşünürken yaptığım tespite gelince: Farkına varmasam da mükemmelliğe boğulduğum anda en basit hatalar yaptım, karşıma beni rahatsız edecek derecede rahat insanlar çıktı. Hızlı olduğum ya da herkesin olmak zorunda olduğu şehir İstanbul'daydım, günlerin birbirini kovalamadığı yavaş şehir İzmir'le tanıştım, yetmedi komşu oldum. Sanırım farklı sebeplerle yaptığım bu tercihler beni değişime götürecek adımlardan birkaçı ve "Her şeyde bir hayır vardır" sözünün vuku bulmuş haliymiş meğer...

  

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Caz mevsimi



Ruhumun caz mevsimi başlamış olsa gerek
Canım bunları dinlemeyi çekiyor
Dinledikçe çiçeklenip güzelleşiyorum...

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Kimse bilmez kimse duymaz, yalnız ben bilirim seni sevdiğimi...





   Tabii şimdilik...
  
   Gerçi bende bu cesaretsizlik varken daha uzun süre kimse bilemez...
  
   Ve kimsenin bilmediği proje: İmza Karın kitabında sevdiğime yazılmış bir mektubumun olduğu, evet kitabı oluşturan o 128 kadından biri benim...

   Bir anda nasılsa olmaz diye yazdığım hayalimi böylece; iki ay yazabilir miyim sürüncemesinde geçirdikten sonra bir gecede kağıda döktüm kendimce üstünkörü birkaç cümleyle. Tabiki cesaretsizliğimin göstergesi takma isimle.

   3 Mayıs günü kitabın yayına çıktığını öğrendiğimde yaşadığım duygu yoğunluğunu kimseye tarif edemem. Hele ki günler sonra bile sevdiğime, haberi olmadığı mektubumu kitapta okutarak yapacağım sürprizi düşündükçe coşku içimde büyüdü de büyüdü. Sonunda kitaba günler sonra ulaşıp da hayalimin bir bakıma gerçek olduğunu kanlı canlı gördüğümde, sürprizimi bu sevincimle bozmadan gerçekleştirebildim. Sonucun güzelliğini de burada anlatmam mümkün değil tahmin edersiniz ki...
İmza: Karın


   Şimdi sırada imza günü var, hem de İzmir'de, bense bugünlerde harıl harıl işlerimi o güne ayarlama derdindeyim :) .